Hz Hârûn ve Hz Meryem kardeş mi? Bize ne anlatıyor?
İzmir’in o deniz kokulu sabahlarından birinde, kahvemi alıp balkona çıktım. Güneş yüzüme vururken bir yandan da telefonumda sosyal medyayı karıştırıyorum. Ve işte o an aklıma takıldı: “Hz Hârûn ve Hz Meryem kardeş mi?” Dedim kendi kendime, “Evet ya, kim bu soruyu soruyor ve neden?” Gülmekten kendimi alamadım ama sonra düşündüm; aslında mesele biraz karmaşık, ama bir o kadar da gündelik hayattan parçalar taşıyor.
Arkadaş ortamında bu soruyu sorarsanız ne olur?
Geçen gün arkadaşlarla kahvede oturuyoruz. Aramızda bir tartışma başladı; konu kutsal şahsiyetlere gelince herkes bir anda ciddi kesiliyor. Ben de işin içine biraz mizah katmak istedim:
“Bakın, Hz Hârûn ve Hz Meryem kardeş mi?”
“Ne yani? Sen gerçekten merak ettin mi, yoksa sırf tartışma yaratmak için mi soruyorsun?”
“Tabii ki tartışma yaratmak için! Ama merakım da yok değil…”
O an fark ettim ki, bu tür sorular arkadaş ortamını anında ikiye bölebiliyor. Bir kısmı ciddi ciddi Kur’an’a göre açıklamaya çalışıyor, bir kısmı “şimdi ne yapacağız?” modunda. Ve ben mi? Ben arada kahvemi yudumlayıp kendi iç sesimle dalga geçiyorum: “Ah, şu benim sürekli her şeyi sorgulama huyum olmasa, belki de huzurlu bir gün geçirebilirdim…”
Hz Hârûn ve Hz Meryem: Tarih mi, mizah mı?
Hadi biraz gerçekleri ortaya koyalım. Hz Hârûn, Hz Musa’nın kardeşi olarak bilinir; Hz Meryem ise İsa’nın annesi. Yani tarihsel ve dini kaynaklara göre bu ikisi kardeş değil. Ama merak etmeyin, bu noktada ben İzmirli 25 yaşında genç yetişkin gözlüğümü takıp durumu absürt bir şekilde düşünmeye devam ediyorum:
“Eğer kardeş olsalardı, acaba aile sohbetleri nasıl olurdu?”
“Anne, baba, bugün Hârûn yine Meryem’in yemeklerini beğenmedi!”
“Hârûn, senin dediğin kadar tuz yok muydu?”
“Yok, Meryem, sen fazladan koymuşsun zaten!”
Düşünsenize, kutsal şahsiyetler böyle bir mutfak tartışması yapıyor. İçten içe gülümsüyorum ama bir yandan da bu tür senaryolar gündelik hayatla bağ kurmamı sağlıyor. İnsan bazen kutsalları da günlük hayatın içinde görmek istiyor, değil mi?
Gündelik hayattan komik sahnelerle ilişkilendirmek
Mesela İzmir’in sabah trafiğinde ilerlerken düşünün, Hz Hârûn ve Hz Meryem aynı arabada olsa nasıl olurdu? Hârûn sinirli: “Meryem, sen yine köprüden geçerken neden yolun ortasındasın?”
Meryem ise sakin: “Hârûn, biraz rahat ol, Allah yolumuza bakıyor.”
Ben kendi kendime kahkahayı tutamıyorum. Arabada oturuyor gibi hissediyorum. İzmir trafiğinde bu ikilinin tartışması, benim trafikte yaşadığım o küçük streslerle birleşiyor. İşte burası, Hz Hârûn ve Hz Meryem kardeş mi? sorusunun bana kattığı mizahi bakış açısı.
Kendi kendime düşüncelerim
Bir yandan da iç sesim sürekli çalışıyor: “Acaba blogda bunu böyle mi yazayım, yoksa biraz daha dramatik mi yapayım?” Sonra kendime gülüyorum. Çünkü hayat zaten yeterince dramatik; biraz mizah serpiştirmek şart.
Mesela markete gidiyoruz, Hârûn alışveriş listesine bakıyor:
“Meryem, bak süt almayı unuttun!”
“Hârûn, sen zaten sürekli unutuyorsun.”
Ve ben burada devreye girip kendi kafamda yorumluyorum: “Eğer kardeş olsalardı, alışveriş tartışmaları kesin bir klasik olurdu.”
Hz Hârûn ve Hz Meryem kardeş mi? sorusunun gerçek cevabı
Cevap net: Hayır, kardeş değiller. Ama soru bize farklı bir perspektif kazandırıyor: Tarihi ve dini figürleri kendi gündelik hayatımıza taşımak, hem mizah yaratıyor hem de düşünmeye sevk ediyor. Bir yandan kutsal şahsiyetlerin hayatlarını öğreniyoruz, diğer yandan onların üzerinden kendi hayatımızı sorguluyoruz.
İşte bu noktada İzmir’in sıcak çay kokusu, arkadaş sohbetleri, market tartışmaları ve trafikteki küçük stresler birleşiyor ve Hz Hârûn ile Hz Meryem’in hikayesiyle bir mizah seli yaratıyor.
Sonuç olarak
Hz Hârûn ve Hz Meryem kardeş mi? Hayır. Ama bu soruyu gündelik yaşamla, arkadaş ortamıyla ve kendi iç sesimizin eğlenceli yorumlarıyla harmanladığımızda ortaya hem düşündürücü hem de komik bir tablo çıkıyor. Hayat zaten yeterince ciddi; bazen kutsal figürleri bile İzmir trafiğinde tartışan iki kardeş gibi hayal etmek iyi geliyor.
Ben de balkonda kahvemi yudumlarken fark ettim ki, sorgulamak, mizah katmak ve hayal kurmak insana hafiflik kazandırıyor. Ve işin en güzel kısmı: Hem gülüyor hem de düşünüyoruz. Belki de hayatın sırrı burada yatıyor.
Kısa bir diyalogla bitireyim:
“Hârûn, sen neden bu kadar çok sorguluyorsun?”
“Meryem, biliyor musun, bazen sorular cevaplardan daha eğlenceli oluyor.”
İşte bu yüzden, Hz Hârûn ve Hz Meryem kardeş mi? sorusu sadece tarihsel bir merak değil; arkadaş sohbetlerinde, İzmir sokaklarında ve içsel monologlarımızda kendini gösteren bir mizah ve düşünce deneyine dönüşüyor.