Bir tren yolculuğunun içine sığan duygular
Merhaba Egitimhabercisi ziyaretçileri! Günümüzün konusu: “Hızlı tren Sivas’a kaç saatte varıyor”. Hazırsanız başlayalım!
Bazı yolculuklar vardır, sadece bir yerden bir yere gitmezsin. İçinde taşıdığın şeyleri de götürürsün: kırgınlıklarını, umutlarını, geceleri fazla düşünmekten yorulmuş zihnini… Ben Kayseri’de yaşayan 25 yaşında biriyim. Günlük tutmayı seviyorum; bazen yazdıklarımı okumaya bile cesaret edemiyorum çünkü insan kendi iç sesine bazen yabancı kalabiliyor.
O gün de öyle bir gündü. Ne tam bir başlangıç vardı, ne de net bir bitiş. Sadece içimde büyüyen bir “gitme isteği”.
Ve o isteğin adı netti: Sivas’a giden hızlı tren.
Asıl soruyu kendime bile sormaktan kaçamıyordum ama zihnimde sürekli dönüp duruyordu: Hızlı tren Sivas’a kaç saatte varıyor?
Kayseri’den kalkış: içimdeki sessiz gürültü
Bir bilet, bir karar, bir kaçış hissi
Bilet aldığım anı hatırlıyorum. Çok dramatik bir sahne yoktu aslında; kalabalık bir ekran, aceleyle seçilmiş bir koltuk ve “onaylandı” yazısı.
Ama içimde bir şey kırıldı mı, yoksa düzeldi mi, hâlâ emin değilim.
Kayseri garında beklerken elim sürekli çantamın fermuarına gidiyordu. Sanki içinde önemli bir şey varmış gibi. Oysa sadece bir defter, bir şarj kablosu ve yarım kalmış cümlelerim vardı.
İnsan bazen neden gittiğini bilmez. Ben de bilmiyordum.
Tek bildiğim şey şuydu: Hızlı tren Sivas’a kaç saatte varıyor sorusunun cevabını sadece saatlerle değil, duygularla da öğrenecektim.
Peronun sessiz dili
Tren gelmeden önceki o sessizlik… Garip bir şekilde insanı düşünmeye zorluyor. Kalabalık var ama herkes kendi içine çekilmiş gibi. Yanımda duran yaşlı adam elindeki poşeti sıkı sıkı tutuyordu. Karşıdaki genç kız kulaklığını takmış, dünyayla bağlantısını kesmişti.
Ben ise bağlantı kurmaya çalışıyordum ama neyle olduğunu bilmiyordum.
Tam o sırada aklıma yine aynı soru geldi:
Hızlı tren Sivas’a kaç saatte varıyor?
Sanki cevabı öğrenirsem içimdeki belirsizlik de bitecekmiş gibi hissediyordum.
Tren hareket ediyor: zamanın değiştiği an
İlk sarsıntı ve içimdeki ikinci sarsıntı
Tren hareket ettiğinde dış dünya bir anda geride kaldı. Camdan baktığımda Kayseri’nin binaları yavaşça uzaklaşmaya başladı. O an tuhaf bir şey hissettim: sanki şehir değil de ben geride kalıyordum.
Telefonumu çıkardım ama hiçbir şey yapmadım. Sadece ekrana baktım.
Ve tekrar düşündüm:
Hızlı tren Sivas’a kaç saatte varıyor?
Bu kez soru daha sabırsızdı. Sanki içimdeki yolculuk hızlanmıştı.
Koltuğun içinde sıkışan düşünceler
Yan koltukta oturan adam sürekli saate bakıyordu. Belki işi vardı, belki birine yetişmeye çalışıyordu. Ama hepimizin ortak noktası aynıydı: bir yere varma isteği.
Benim varmak istediğim yer fiziksel bir şehir miydi, yoksa zihinsel bir çıkış mıydı, bilmiyordum.
Defterimi açtım. Yazmaya başladım:
“İnsan bazen en çok kaçtığı yere doğru gider…”
Sonra durdum.
Çünkü aklım yine aynı soruya takıldı:
Hızlı tren Sivas’a kaç saatte varıyor?
Bu soruyu sanki dışımdan biri değil de içimdeki daha sabırsız ben soruyordu.
Yol boyunca değişen duygular
Manzaranın içimdeki karşılığı
Tren hızlandıkça dışarıdaki görüntüler akmaya başladı. Tarlalar, küçük evler, uzak dağ siluetleri… Hepsi bir film şeridi gibi geçiyordu.
Ama garip olan şuydu: dışarıdaki hız, içimdeki yavaşlığı değiştirmiyordu.
Ben hâlâ aynı yerdeydim.
Ve hâlâ aynı soruyu soruyordum:
Hızlı tren Sivas’a kaç saatte varıyor?
Bu sorunun içinde sadece bir süre değil, bir beklenti vardı. Sanki Sivas’a varınca bir şey çözülecekmiş gibi.
Kahve ve yarım kalmış düşünceler
Trende aldığım kahve çok sıcak değildi ama yine de elimde tutmak iyi hissettirdi. Küçük bir düzen hissi veriyordu.
Bir an düşündüm: İnsanlar neden yolculukta hep bir şeyler içmek ister?
Belki de boşluğu doldurmak için.
Benim boşluğum ise soruyla doluydu:
Hızlı tren Sivas’a kaç saatte varıyor?
Artık bu soru bir merak değil, bir ritim olmuştu. Kalp atışım gibi.
Sivas’a yaklaşırken: içimdeki dönüşüm
Zamanın yumuşadığı an
Tren ilerledikçe içimdeki acele yavaş yavaş çözülmeye başladı. Sanki zaman artık sert bir çizgi değil de yumuşak bir yüzeydi.
Pencereden baktığımda güneş biraz daha eğilmişti. Gökyüzü değişmişti ama ben de değişiyordum.
Ve o an fark ettim:
Hızlı tren Sivas’a kaç saatte varıyor sorusu artık sadece bir bilgi arayışı değil, bir sabır testi olmuştu.
Bir mesaj, bir hatıra
Telefonuma eski bir mesaj geldi. Görmezden gelmek istedim ama yapamadım. Kısa bir cümleydi. Ama içimde uzun bir yankı bıraktı.
Mesajı okuduktan sonra camdan dışarı baktım. İçim biraz burkuldu ama bu burukluk tanıdıktı.
Belki de bu yüzden Sivas’a gidiyordum.
Kaçmak için değil, anlamak için.
Ve yine aynı soru:
Hızlı tren Sivas’a kaç saatte varıyor?
Ama bu kez cevap daha az önemliydi.
Sivas istasyonu: varış değil, fark ediş
Tren yavaşladığında içimde hızlanan şey
Tren yavaşlamaya başladığında içimde garip bir huzursuzluk oluştu. Varış yaklaşıyordu ama ben hazır değildim.
İnsan bazen gitmek ister ama varmak istemez.
O an bunu çok net hissettim.
Ve son kez düşündüm:
Hızlı tren Sivas’a kaç saatte varıyor?
Bu sorunun cevabı artık sadece saat değildi. Bir yolculuktu. Bir bekleyişti. Bir iç hesaplaşmaydı.
İstasyonun soğuk ama gerçek yüzü
Sivas istasyonuna indiğimde hava biraz serindi. Kalabalık yoktu, Kayseri’ye göre daha sakin bir sessizlik vardı.
Valizim yoktu, büyük planlarım da.
Sadece ben vardım.
Ve tren yolculuğunda geride bıraktığım düşüncelerim.
Bugün “Hızlı tren Sivas’a kaç saatte varıyor” üzerine güzel bir yolculuk yaptık. Egitimhabercisi ile daha fazla içerik için takipte kalın!
Sonrasında kalan şey: bir soru değil, bir his
Şehirde yürürken artık o soruyu tekrar etmedim. Çünkü cevabın aslında tek bir sayı olmadığını anlamıştım.
Hızlı tren Sivas’a kaç saatte varıyor?
Belki iki saat, belki üç… Ama benim için bu yolculuk, çok daha uzun bir iç zamanın içinden geçmişti.
Kayseri’den çıkarken taşıdığım ağırlıkla Sivas’a vardığım ben aynı kişi değildim.
Daha sessizdim.
Daha farkında.
Ve belki de ilk kez, nereye gittiğimden çok, neden gittiğimi düşünüyordum.
Benzer Bir Yazı: Havai fişekler nerelerde kullanılır ?